HAFTANIN ALBÜMLERİ: 3-7 AĞUSTOS



MAN/WOMAN/CHAINSAW – CANNONBALL

Londra çıkışlı Man/Woman/Chainsaw, uzun süredir beklenen ilk albümü 'Cannonbal'l ile ilk dönemlerinin kontrolsüz enerjisini daha melodik ve ölçülü bir yapıya taşıyor. Margo Broom ve Seth Evans prodüktörlüğünde hazırlanan albüm; art-rock, indie pop ve deneysel dokuları bir araya getirirken grubun kaotik karakterinden de tamamen vazgeçmiyor.

Grubun ilk kayıtlarında öne çıkan kemanlar, üst üste binen vokaller ve sürekli yön değiştiren ritimler burada hâlâ mevcut. 'Get Up and Dance'in synth ağırlıklı finali ve 'Canyons'ın ikinci yarısında gitar, davul, keman ve vokallerin birbirine karıştığı bölüm, eski Man/Woman/Chainsaw çılgınlığını hatırlatıyor. Ancak Cannonball, bu yoğunluğu daha kontrollü kullanarak şarkılara nefes alacak alan bırakıyor.

Bu değişimin merkezinde daha belirgin bir pop duyarlılığı var. 'Something Else To Give' folk'a yaklaşan sakin başlangıcını ani keman patlamalarıyla bozarken, 'Nosedive' yumuşak bir pop baladı havasından katmanlı ve görkemli bir finale doğru ilerliyor. Albümün en güçlü taraflarından biri de tam olarak bu: erişilebilir melodiler ile beklenmedik yapısal değişimleri aynı şarkı içinde buluşturabilmesi.

Öte yandan grubun kimliği henüz tamamen oturmuş değil. 'Goddamn, Lizard Man!'de Pink Floyd ve Nick Cave'i çağrıştıran dokular, 'Nosedive'daki LCD Soundsystem etkileri ve albüm genelindeki organize kaos, black midi gibi isimlerle karşılaştırmaları kaçınılmaz kılıyor. Ancak bu durum bir zayıflıktan çok, hâlâ sınırlarını keşfeden genç bir grubun işareti gibi duruyor.

'Cannonball', güçlü fikirleri, büyük nakaratları ve kontrollü kaosuyla iddialı bir ilk albüm. Man/Woman/Chainsaw henüz tam olarak nasıl bir grup olmak istediğine karar vermemiş olabilir; fakat tam da bu arayış hâli, albümü heyecan verici ve öngörülemez kılıyor.



THE MOUNTAIN GOATS – DAYS

The Mountain Goats, yeni albümü 'Days' ile geçmişe dönüyor; ancak bunu basit bir nostalji egzersizine dönüştürmek yerine, hafıza ve zaman üzerine düşünmek için kullanıyor. Başlangıçta 2017 tarihli 'Goths'un grunge odaklı bir devamı olarak şakayla ortaya çıkan fikir, John Darnielle'in elinde 90'lara, popüler kültürün tuhaf köşelerine ve kaçınılmaz biçimde zamanın geçişine bakan bir albüme dönüşüyor.

'Days' boyunca Darnielle, kişisel ve kültürel hafızadan birbirinden ilginç anları çekip çıkarıyor. 'Song for Layne Staley' Alice in Chains vokalistinin son dönemlerine uzanırken, 'Charlie Sheen Reaches Out to the Feds' Hollywood'un tuhaf bir ahlaki paniğini, 'Annie Haslam Imperial Phase' ise Renaissance'ın 1976'daki Carnegie Hall konserlerini hatırlıyor. Bir araya geldiklerinde bu kayıtlar, kronolojik bir tarih anlatısından çok Darnielle'in kendi zihninden süzülen parçalı bir geçmiş portresi oluşturuyor.

Müzikal tarafta Jon Wurster ve Matt Douglas'ın eşlik ettiği albüm, karanlık konularına rağmen çoğunlukla canlı ve melodik ilerliyor. Klavyeler, üflemeliler ve zengin vokal armonileri, ölüm ve kayıp üzerine kurulu sözlerle ilginç bir tezat yaratıyor. Özellikle 'Candlebox', 90'ların turne hayatını mizahi bir bakışla anlatırken albümün en enerjik rock anlarından birine dönüşüyor.

Fakat Days'in asıl meselesi geçmişten çok zamanın kendisi. 'Shallow Grave', 'Last Day' ve albüme adını veren 'Days', hayatın düşündüğümüzden çok daha hızlı geçtiğini farklı açılardan hatırlatıyor. Darnielle geçmişe bakarken onu romantikleştirmekten ziyade yeniden değerlendirmeyi; bugün olduğumuz yerden eski anılara başka anlamlar yüklemeyi tercih ediyor.

'Days', The Mountain Goats'un klasik albümleri kadar sarsıcı bir çalışma olmayabilir, ancak Darnielle'in kendine özgü hikâye anlatıcılığı hâlâ son derece güçlü. Mizah, melankoli ve ölüm fikrini şaşırtıcı bir hafiflikle yan yana getiren albüm, geçmişe bakarken aslında ne kadar az zamanımız kaldığını hatırlatan sıcak ve düşündürücü bir çalışma.



DINNER PARTY – WHATCHU BRINGING?

Jazz, soul ve hip-hop arasındaki sınırları doğal bir biçimde eriten Dinner Party, 'Whatchu Bringing?' ile birlikte kolektif kimliğini daha da sağlamlaştırıyor. Terrace Martin, Robert Glasper, Kamasi Washington ve 9th Wonder’dan oluşan grup, 2020’deki Grammy adaylığı alan ilk albümlerinden 'Dinner Party: Dessert' ve 2023 tarihli 'Enigmatic Society’ye uzanan çizgiyi yeni albümlerinde sürdürüyor.

'Whatchu Bringing?’in merkezinde dört müzisyenin yıllar içinde geliştirdiği güçlü uyum var. Martin’in çok yönlü müzisyenliği, Glasper’ın piyano dokunuşları, Washington’ın karakteristik saksafonu ve 9th Wonder’ın prodüksiyon yaklaşımı; cazın özgür yapısını soul’un sıcaklığı ve hip-hop’ın ritmik dünyasıyla buluşturuyor. Sonuç, virtüözlüğünü göstermek için uğraşmayan, aksine müzisyenler arasındaki doğal etkileşimi öne çıkaran sıcak ve akıcı bir çalışma.

Albüm aynı zamanda Terrace Martin için oldukça üretken geçen bir dönemin ardından geliyor. Martin, 2026 Grammy Ödülleri’nde Kenyon Dixon ile hazırladığı Come As You Are ve Rapsody’nin yer aldığı 'WeMaj' ile iki adaylık elde ederken; yılın ilk bölümünde Passion, Peace, Purpose ve Perspective başlıklı dört parçalı serisini de yayıladı. Bu üretken süreç 'Love Is Louder Than Algorithms' ile devam etti.

'Whatchu Bringing?', Dinner Party’nin farklı müzikal geçmişlerden gelen dört ismi aynı masada buluşturma fikrini yeniden hatırlatan bir albüm. Caz, R&B, soul ve hip-hop arasında rahatça dolaşan grup, teknik beceri kadar sıcaklık ve birliktelik hissine de önem veriyor. Adından da anlaşılacağı üzere kapı hâlâ açık, masa kurulmuş durumda; Dinner Party bu kez dinleyiciye masaya ne getireceğini soruyor.

PAYLAŞ :