HAFTANIN ALBÜMLERİ: 9-13 ŞUBAT

HOWLING BELLS – STRANGE LIFE
Howling Bells, On iki yıl aradan sonra ‘Strange Life’ adını taşıyan beşinci albümü ile geri dönüş yaptı. Avustralyalı üçlünün başından beri kendine has olan hipnotik indie-rock yaklaşımı; sepya tonlu romantizmle sert rock’n’roll hissini buluşturan o tanıdık atmosferi yeniden kuruyor. Ancak bu kez, araya giren yılların getirdiği deneyim ve ağırlıkla daha olgun, daha derin bir yerden konuşuyor.
Albümün habercisi olan ‘Heavy Lifting’, grunge etkili puslu yapısıyla dikkat çekiyor. Şarkı, sevdiği şey uğruna yıllarca emek veren herkesin tanıyacağı bir dayanıklılık ve özgüven hikâyesi anlatıyor. Grup, bu duyguyu nostaljiye yaslanmadan, kas hafızası gibi içselleştirilmiş bir güçle aktarıyor.
‘Strange Life’, grubun uzun soluklu yol arkadaşı Ben Hillier prodüktörlüğünde kaydedilmiş. Ortaya çıkan sonuç; Howling Bells’i ilk günlerinde farklı kılan sinematik melankoliyi korurken, onu hayat tecrübesiyle yeniden şekillendiren bir albüm. Eski dinleyiciler için tanıdık bir dost gibi açılan, yeni dinleyiciler içinse zamansız bir anlatı sunan ‘Strange Life’, garip bir dünyada iyi bir geri dönüşün nasıl olması gerektiğini hatırlatıyor.
LUKE TEMPLE – HUNGRY ANIMAL
Luke Temple, ‘Hungry Animal’ ile kişisel olanla kozmik olan arasındaki görünmez hatları takip etmeyi sürdürüyor. Duygular, gözlemler ve yalnızca “hayatta olmanın” mirası… Temple, bu kez Cascading Moms’ın çekirdeği olan Doug Stuart (bas) ve Kosta Galanopoulos (davul) ile yeniden bir araya geliyor. Üçlünün sezgisel uyumu, albümün ritmik netliğiyle melodik akışkanlığı arasında sakin ama sağlam bir denge kuruyor.
Açılış şarkısı ‘Clean Living’, kusursuzluk takıntısını nazik bir groove’la çözüp dağıtan; itiraf olmaktan çok, kusurlu bir dünyada “temiz yaşama” çabasının nafileliğini kutlayan bir şarkı. ‘Echo Park Donut’ ise Temple’ın Los Angeles’taki evinin önünde yaşanan şiddet dolu bir anının rahatsız edici gölgesini, grubun alttan alta akan nabzıyla aktararak mesafe ve korku arasındaki tuhaf yakınlığı hissettiriyor.
Albümün kalbi sayılabilecek ‘Hungry Animal’, başlıktaki soruyu ortaya koyuyor: Birbirimizi —ya da kendimizi— ne kadar tanıyabiliriz? Temple’ın sözleri, içgüdü ve şefkati yan yana koyarak “hayvanlar arasında hayvanlar” olduğumuzu hatırlatıyor...
‘Hungry Animal’, abartısız ustalıkla örülmüş, sessiz aydınlanmaların albümü. Düşüncenin ritme, bilincin dokuya dönüştüğü bu dünyada Luke Temple, dinleyiciyi zorlamadan içine alan bir zarafet sunuyor.
WET TUNA – VAST
Vermont çıkışlı Wet Tuna, 2022’den bu yana ilk ve grubun dördüncü stüdyo albümü ‘Vast’ ile pikaplara geri dönüyor. Albüm, Matt Valentine’ın zihninden ve ellerinden süzülen, saygısızca eğlenceli ve geniş açı bir psikedelik evren kuruyor. On şarkı boyunca zaman duygusu eriyor; kırsal funk, bulanıklaşan jam’ler ve aniden kilitlenen groove’lar arasında yerçekimi hafifliyor.
Albüm boyunca Erika ‘EE’ Elder ve Jim Bliss kadroya eşlik ederken, arada Ged Gengras, Roe Land ve Samara Lubelski’nin dokunuşları duyuluyor. Spectrasound’da kaydedilen kayıtlar, geniş ve yağlı bant hissiyle psikedeliyi daha da derinleştiriyor.
‘Vast’, Wet Tuna’nın kendi hızında, kendi geometrisini kurarak ilerlediğinin kanıtı. Matt Valentine yerinde durmuyor; bir istasyondan diğerine eriyerek akıyor. Varış noktası net: Her yer. Her zaman. Dinlemeye binin, yol uzun ama manzara fazlasıyla geniş.
JILL SCOTT – TO WHOM THIS MAY CONCERN
On yıl aradan sonra Jill Scott, altıncı stüdyo albümü ‘To Whom This May Concern’ ile geri öndü. 13 Şubat’ta dinleyiciyle buluşan albüm, Scott’ın 2015’teki ‘Woman’dan bu yana ilk uzunçaları ve bu bile tek başına beklentiyi yükseltmeye yetiyor. Ancak albüm yalnızca bir “geri dönüş” değil; zaman, sabır ve ilham üzerine kurulu bir yaratım sürecinin doğal sonucu.
Albümde Ab-Soul, JID, Tierra Whack ve Too Short gibi isimlerin eşlik ettiği Jill Scott, prodüksiyon tarafında ise uzun yıllardır birlikte çalıştığı Andre Harris’in yanı sıra Adam Blackstone, DJ Premier ve Trombone Shorty gibi güçlü dokunuşlara yer veriyor. Ortaya çıkan ses paleti hem tanıdık hem de taze: cazla beslenen düzenlemeler, ritmik esneklik ve Scott’ın soprano vokalinin tüm karakterini ortaya çıkaran geniş bir alan.
İlk single ‘Beautiful People’, albümün ruhunu iyi özetliyor. Dışa dönük, coşkulu yapısı içinde Scott’ın sevgi, dayanışma ve çağın karmaşasına dair sözleri öne çıkıyor. ‘Pressha’ ise davul ağırlıklı altyapısı ve estetik baskılar üzerine kurulu anlatısıyla albümün en güçlü anlarından biri. ‘Offdaback’te ise Jill Scott fısıltıya yaklaşan vokaliyle dinleyiciyi yanına oturtuyor; samimi, sıcak ve mizahı elden bırakmayan bir anlatım sunuyor.
‘To Whom This May Concern’, Jill Scott’ın artık bir şeyleri kanıtlama derdi olmadan şarkı söyleyebildiği bir noktayı işaret ediyor. Bazen özgürleşmeyi anlatıyor, bazen sadece onu yaşıyor. Albüm, bu ikilemden beslenen dürüstlüğüyle; derinlikli, olgun ve zamansız bir Jill Scott portresi çiziyor.
