HAFTANIN ALBÜMLERİ: 19-23 OCAK 2026



YĪN YĪN – YATTA!
Hollandalı dörtlü YĪN YĪN, dördüncü albümleri ‘Yatta!’ ile disco, funk, surf, psychedelia ve Güneydoğu Asya motiflerini coşkulu ve rengârenk bir potada eritmeye devam ediyor. Daha önce UNCUT dergisinin “kozmik disco” olarak tanımladığı bu bağımlılık yaratan sound, ‘Yatta!’ ile birlikte tek bir tanıma sığmayacak kadar genişliyor; albüm, sürekli evrilen bir sesler ve ritimler kaleydoskopu gibi ilerliyor.
Grubun 2024 tarihli albümü ‘Mount Matsu’da da olduğu gibi, dans pistini harekete geçirme arzusu ‘Yatta!’nın merkezinde yer alıyor. Hatta bu kez daha da ileri taşınmış durumda: groove’lar daha derin, ritimler daha ateşli, atmosfer ise daha ekstazi dolu. Sonuç olarak ‘Yatta!’, YĪN YĪN’in ritim duygusunun olgunlaştığını ve kolektif enerjisinin zirveye ulaştığını gösteren güçlü bir çalışma.
Albümün açılış şarkısı ‘In Search of Yang’, filozof Alan Watts’ın Yin ve Yang arasındaki dengeye dair sözleriyle başlıyor. Bu fikir, grubun ismiyle olduğu kadar müziğiyle de birebir örtüşüyor: zıtlıklar arasında denge arayışı.
‘Yatta!’ boyunca Italo disco’nun gizemli, uzay hissiyatlı ruhu belirgin biçimde hissediliyor. Ters gitar efektleri, sonsuzmuş gibi akan bas yürüyüşleri ve hipnotik synth’ler, albümü adeta rüya yolculuklarının müziğine dönüştürüyor. Enstrümantal yapı, dinleyiciye bu yolculuğu kendi hayal gücüyle tamamlama alanı açıyor; kayıtlar, sinematografik bir etki yaratıyor.
Albümün yönü büyük ölçüde doğuya dönük. Japon soul-funk casus filmlerini anımsatan ‘Lecker Song’, Tayvan gecelerini çağrıştıran ‘Night in Taipei’ ya da Tayland sahillerinde gün batımını hayal ettiren ‘Pattaya Wrangler’, YĪN YĪN’in Asya esintilerini nasıl incelikle kullandığını gösteriyor. Grubun Güneydoğu Asya psychedelia’sına duyduğu uzun soluklu ilgi, bu albümde en rafine hâline ulaşmış gibi.
Adını Japonca “Başardık!” anlamına gelen bir ünlemden alan Yatta!, gerçekten de bir varış noktası hissi taşıyor. YĪN YĪN için bu albüm, sadece yeni bir adım değil; kendi dünyasını kurmuş, özgüvenli bir grubun kutlaması. Dinleyici içinse davet çok net: Bu küresel groove yolculuğuna katılmak serbest!
PVA – NO MORE LIKE THIS
PVA, ikinci albümleri ‘No More Like This’ ile güçlü, cesur ve ödünsüz bir geri dönüş yapıyor. Grup bu albümde sadece sound’unu ileri taşımakla kalmıyor, aynı zamanda duygusal ve kavramsal olarak da çok daha derin bir alana adım atıyor. ‘No More Like This’, PVA için net bir yeni dönem ilanı gibi: daha mahrem, daha deneysel ve daha yoğun.
Albüm; R&B, ambient electronica, trip-hop, glitch-pop ve karanlık kulüp müziği arasında dolaşırken dokuyu ve tenselliği ön plana çıkarıyor. Mitik bir derinliğe uzanan bu yaklaşım, ‘No More Like This’i hem ham hem de dönüştürücü bir deneyime dönüştürüyor. Bu, sadece dans ettiren değil; aynı zamanda hissettiren, içine çeken bir kayıt.
Tematik olarak albüm; arzu, oyun, bağlılık, teslimiyet, tekrar ve içe dönüş gibi kavramları “iz” (indentation) fikri etrafında ele alıyor. İnsanların ve deneyimlerin üzerimizde bıraktığı kalıcı izler, albümün duygusal omurgasını oluşturuyor. Şafak vaktinde gökyüzüne seslenen bir albüm gibi; bastırma ile özgürleşme arasında sıkışmış karakterler, daha büyük bir şeyin yüzeyinde süzülüyor.
‘No More Like This’, bastırmayı bir tür sahicilik reddi olarak ele alıyor. Gerçek olanı yanlış hatırladığımız, neyin doğru neyin gerçek olduğundan emin olamadığımız anlara odaklanıyor. Başkalarının arzularına gömülmüşken şu soruyu soruyor: Gerçekten ne istiyoruz? Bir isteğin bize ait olduğunu nasıl anlayabiliriz?
Müzikal açıdan albüm; trip-hop, electronica, alternatif, techno ve indie unsurlarını ustalıkla harmanlıyor. MF Doom, Massive Attack ve The Knife gibi isimlerden ilham alan bu zengin ses paleti, albümün “iz bırakma” ve dönüşüm temalarını birebir yansıtıyor. Sonuçta ortaya çıkan şey, hem karanlık hem de aydınlatıcı bir atmosfer. 
THE DAMNED – NOT LIKE EVERYBODY ELSE
The Damned’in tamamı cover şarkılardan oluşan ‘Not Like Everybody Else’ başlıklı yeni albümü, Mart 2025’te hayatını kaybeden grubun kurucu gitaristi Brian James’in anısına ithaf edilen bir çalışma.
Albüm, Los Angeles’taki Revolver Studio’da yalnızca beş günde kaydedildi. Kayıtlarda yer alan The Damned kadrosu ise hayranlar için fazlasıyla özel: vokalde Dave Vanian, gitarda Captain Sensible, davulda Rat Scabies (tam 40 yıl sonra grupla yeniden stüdyoda), basta Paul Gray ve klavyede Monty Oxymoron yer alıyor.
‘Not Like Everybody Else’in şarkı listesi, grubun müzikal köklerine ve etkilerine selam niteliğinde. Albümde R. Dean Taylor’ın 1974 tarihli hiti ‘There’s A Ghost In My House’, Pink Floyd’dan ‘See Emily Play’, The Animals’ın ‘When I Was Young’ı gibi klasiklere yer veriliyor. Albümün en dokunaklı anı ise kuşkusuz The Rolling Stones’un ‘The Last Time’ yorumu; şarkı, Brian James’in 2022’de Hammersmith’te The Damned ile verdiği son konserden alınmış canlı bir kayıt ve James de performansta yer alıyor.
Yeni albümü kutlamak için The Damned, 28 Ocak 2026’da Manchester’daki Albert Hall’da tek gecelik özel bir cover konseri verecek. Bu konserde ‘Not Like Everybody Else’ten şarkıların yanı sıra grubun kariyeri boyunca seslendirdiği hayran favorisi cover’lar da çalınacak. Ayrıca grubun 50. yılını taçlandıracak büyük konser, 11 Nisan 2026’da, Londra’daki Wembley Stadium’da gerçekleşecek.
‘Not Like Everybody Else’, The Damned’in hem müzikal mirasına hem de Brian James’e duyduğu saygının güçlü ve duygusal bir belgesi olmaya aday.
MEGADETH – MEGADETH
Megadeth, 40 yıllık kariyerini kendi adını taşıyan son albümü ‘Megadeth’ ile noktalıyor. Bu albüm bir vedadan çok, grubun geçmişine dönük güçlü bir özet ve bilinçli bir kapanış hissi taşıyor.
Hayatta bazı değişmezler vardır: doğum, ölüm ve o anında tanınan Megadeth sound’u. Albüm boyunca bu imza ses, saklanmadan ve taviz vermeden karşımıza çıkıyor. Bunun merkezinde ise her zamanki gibi Dave Mustaine var; metal tarihinin en karakteristik figürlerinden biri olarak hikâyeyi bizzat sahipleniyor.
‘Tipping Point’, albümü sert ve kararlı bir şekilde açarken; ‘I Don’t Care’ akılda kalıcı yapısıyla öne çıkıyor. ‘Hey God’, sözleriyle içsel bir hesaplaşma sunarken, 90’lar Megadeth’ini hatırlatan tonlarıyla nostaljik bir damar yakalıyor. Albümün zirvesi ise tartışmasız ‘Puppet Parade’; rifleri, gitar pasajları ve genel duruşuyla saf Megadeth özeti.
İkinci yarıda tempo ve atmosfer dengesi korunurken, ‘The Last Note’ gerçek bir final duygusu yaratıyor; özellikle sadık hayranlar için duygusal açıdan ağır ama anlamlı bir kapanış. Bonus şarkı olarak yer alan 'Ride The Lightning’ yorumu ise geçmişe selam duran, son derece yerinde bir dokunuş.
Megadeth, bir grubun nasıl başı dik, güçlü ve kimliğinden ödün vermeden veda edebileceğinin örneği. Bir kapanıştan çok, tamamlanmış bir yolculuk hissi bırakıyor.